fbpx

Başkalarıyla yaşamak ve kök çakra

Yaşamın ilk evrelerinde aile her şeydir. Hayatta kalabilmek için birincil ihtiyaç bir ailenin parçası olmaktır.  Çocuk için anne ve baba hayat demektir. Çocuk anneyi takip babayı taklit ederek hayata dair ilk adımlarını atmaya başlar. Bazen de tersi ile… İçinde doğduğumuz aile ve  ailemizin ait olduğu toplum  bir anlamda bizim KABİLE’mizdir. KABİLE, aile sözcüğü ile eş anlamlıdır ve arketipsel olarak ‘grup kimliği, grup iradesi, grup inanç kalıpları’ gibi kavramları da çağrıştırır. Bu kavramlar, KÖK ÇAKRA dediğimiz BİRİNCİ ENERJİ MERKEZİ’mizin içeriğini oluşturur.

Kök çakra ve birlikte yaşamak

Başkalarıyla Yaşamak

Yaşamın başlangıcı tamamen serbest ve doğaldır ancak sonra işin içine toplum girer. Sözlü ve yazılı kurallar, kanunlar, değer yargıları, ahlak, etik  ve estetik anlayışı, disiplin ve sonu gelmeyen eğitim süreci girer. Serbestlik, doğallık ve kendiliğinden varoluş kaybolur.

Kişi, diğer insanlarla yaşamak zorundadır. Yaşam, önce taklit, sonra takip edilerek öğrenilir. Ayrışma bu döngünün devamında olması gereken sağlıklı sürecin bir parçasıdır. Anne karnında geçen  özgür, güvenli ve konforlu zaman doğumla birlikte yerini ‘aile, toplum ve kurallar’ sürecine bırakır. Çocuk artık yalnız değildir, kurallar ancak insanın hayatına başka biri girdiğinde ortaya çıkar. Kurallar ilişkilerle gelir.

1. Çakra – Kök Çakra

Birinci Çakra, kimliğimizin oluşumunu, aidiyet duygumuzun gelişimini ve ailemize (kabilemiz/toplum) ait geleneksel inançlarla bağlantımızı sağlar. Hayata adım atarken ‘hepimizin bir’ olduğunu keşfetmeye başlarız. Hayatta kalmak için ailemize, kabilemize dolayısıyla başkalarına ihtiyacımız vardır. Kısacası, birinci çakramız bizi topraklar.

Fiziksel bedenimizde kök çakramız kuyruk sokumu bölgemizdedir ve enerjisel bağlantısı, omurga, rektum, bacaklar, kemikler, ayaklar ve bağışıklık sistemimiz üzerindedir. Bu bölgelere dair sıkıntılar üzerinde çalışırken kök çakradaki blokajların çözülmesi, dengenin ve serbest enerji akışının sağlanması amaçlanır.

İçinde kendimizi ruhsal, duygusal ve fiziksel olarak rahat hissettiğimiz bir aileye, gruba ya da topluma ait olmak güçlü bir duygudur. Bu birlik duygusu bizi güçlendirir ve enerji düzleminde kişisel gücümüzü ve yaratıcı etkimizi kuvvetlendirir. Bu yaratıcı güç, kişisel değişimimizin kaynağıdır. Ruhsal tekamülümüzde ilk sorguladığımız inanç kalıpları, aileye –topluma– kabilemize dair olanlardır çünkü gelişim aşağıdan yukarıya doğru ilerler. Temizliğe en eski ve en temel inançlardan başlanır. Hayatımıza dair sıkıntılarımız bize artık kişisel gelişimimize hizmet etmeyen inançlarımızı serbest bırakmaya ihtiyacımız olduğunu gösterir.

Kendini Geliştirmek

Gelişim değişimle, değişim de yenilikle olur. Fiziksel, zihinsel, ruhsal bütünlüğümüzü sağlamak ve özünde kendimize ulaşmak için yeni fikirlere, yeni bakış açılarına, yeni inançlara kısacası taze ve yeni olana ihtiyaç vardır. İçinde var olduğumuz, yaşamımızı güvenle sürdürebildiğimiz toplum ve kuralları  bir noktaya kadar yaşamımızda vardırlar. Bu kurallar iyidir ancak mutlak değildir. Kurallar ve bireyler artık kişiyi, kendi potansiyelini keşfetme sürecinde sınırlamaya başlamışsa değişim kaçınılmazdır. Diğer bir deyişle, belli bir noktaya kadar toplumu, sonra da kendini dinlemek gerekmektedir. Kişi kendi özünü keşfedip, kişisel yolculuğun yönü dışarıdan içeriye yöneldiğinde kendi merkezine, saf, doğal ve kendiliğinden olan o varoluş haline dönüş başlamış demektir. Kişi kendi içinde merkezlendikçe, bağımsız ve doğal halinde var olacaktır. Herhangi bir şeye taraf ya da karşı olmak zorunda değildir, çünkü sadece kendisidir ve bu yeterlidir.

Yoga ve Meditasyon çalışmalarının amacı kişinin merkeze gelmesi, merkezlenmesi için dışında ve içinde bu bütünlüğü yakalamasına imkan yaratmaktır. Zihin, başkaları ile yaşamanın doğal ve kaçınılmaz sonucu olarak yargılar, kıyaslar ve hükümlerle çalışır. Çok konuşur, hiç susmaz, çoğu zaman da aklı pek bir şeye ermez ancak hep devam eder. Kişi meditasyonla, zihin ile ruhsal bütünlüğü arasındaki sessiz, yargısız ve tarafsız  dengeye ulaşabilir  ve zihnin  ötesine, kendi merkezine bakabilmeyi  deneyimleyebilir. Bu büyük bir farkındalıktır. Kendi merkezine ulaşabilen ve buradan aldığı saf güçle  hareket edebilen kişi  hem varoluşa en derin bağlarla bağlanır hem de kendi olmanın özgürlüğüyle tanışıp bunun keyfini yaşayabilir.

Sevgilerimle,

Dilek Altunay

Dilek Altunay

Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra finans sektöründe çalışmaya başladı . Uzun yıllar yatırım uzmanlığı ve portföy yöneticiliği yaptı. 2005 yılında iş hayatındaki stresin etkileriyle baş etmenin yollarını ararken, Zeynep Aksoy ile Yoga pratiğine başladı.

Ankara Sanat Tiyatrosu’nda başladığı tiyatro oyunculuğu hayatına 2001-2005 yılları arasında Şahika Tekand yönetiminde Studio Oyuncuları’nda Temel ve İleri Seviye oyunculuk eğitimi ile devam etti. İstanbul Devlet Tiyatrosu ve pek çok özel tiyatroda oyunculuk ve çocuk oyuncu koçluğu yaptı. Seslendirme ve Dublaj sanatçısı olarak çalıştı.

Finans sektörüne ara verip İngiltere’de Oyunculuk, Sahne Yönetimi ve Yaratıcı Drama üzerine dersler aldı. Bu derslerin burslu karşılığı olarak Birleşmiş Milletler’e bağlı barış gücü kamplarında, savaş sırasında ve sonrasındaki etkilere ilişkin, kadınlar ve çocuklar için yürütülen programlarda aktif olarak çalıştı.

Türkiye’de iki yıl süren ve tüm ilçe ve köy okullarını kapsayan bir turne programıyla, tiyatro ve yaratıcı drama faaliyetleri gerçekleştirdi. Yüzlerce çocuğun tiyatroyla tanışmasına, pek çok kadının yaratıcı drama çalışmaları ile kendini ifade edebilme becerisine tanık oldu.

Eğitim Geçmişi

Hatha Yoga ile başladığı pratiğinde 200 saatlik eğitmenlik eğitimini Özge Işın ile,
Hamilelik ve Doğum Sonrası Yoga eğitmenlik eğitimini Dr. Neslihan İskit ile,
Çocuk Yogası eğitmenlik eğitmini Dr. Neslihan İskit ile,
Vinyasa uzmanlık eğitimini Nicole Ohme ile,
Meditasyon temel programını David Cornwell ile
Atma-Kriya yoga eğitimini Yara Ulcay
Yin Yoga uzmanlık programını Asu Somer ile tamamladı.

2015 yılında İngiltere’de; Jivamukti Yoga bünyesinde Yoga Temel Eğitim derslerine, Sue Pennington ile ‘Eight Limbs of Yoga’ eğitimine, yine Sue Pennington ile Shamanism and Dance eğitimlerine, Jane Okondo ile, Oxford Üniversitesi-Okondo Wellbeing Enstitüsü işbirliği ile yürütülen Movement Therapy (Hareket Terapisi) eğitimine katıldı.

Türkiye ‘de Iris Steinfeld ile IAM bünyesinde, Tomatis Yöntemi’nin çocuk ve yetişkinler üzerindeki etkilerine dair uzman asistan olarak çalıştı.

Oxford Buddha Vihara’da Vipassana Meditation and Chanting etkinliklerine katıldı ve Omchanting ile tanıştı. 2016 yılında Türkiye’de Yara Ulcay ile Omchanting Leading Workshop’ını tamamlayarak Om Chanting Türkiye koordinatörleri arasına katıldı.

Londra’da Gabrielle Roth ile tanışarak başladığı 5 Rhytms Dance Eğitim Programına, Emma Leech ve Jessica Hovie ile devam etmiştir.

Atatürk Üniversitesi ( İkinci Üniversite programı kapsamında ) Çocuk Gelişimi Bölümü’nden sonra İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi Lisans Eğitimi’ne devam etmektedir.

2014 ‘ten beri düzenli olarak stüdyo ve bireysel yoga ve yaratıcı drama dersleri vermekte, 2018 yılı itibariye Yoga Eğitmeni yetiştirmektedir.

 

× Nasıl Yardımcı Olabiliriz?